İzinsiz içerik kopyalamak suçtur, lütfen bu suça ortak olmayınız!

Diva Magazin:İnsanın Önce Kendini Tanıması Lazım

Haber Kaynağı: DİVA MAGAZİN

Tarih: Temmuz 2018

“İnsanın Önce Kendini Tanıması Lazım”

 “Kendilik değeri yüksek olan bireylerin başkalık değeri de yüksek olur”

Çalışma hayatı boyunca farklı pozisyonlarda çalıştıktan sonra emeklilik hayatı ile birlikte yazarlık ve eğitmenlik hayatına başlayan, sosyal projelerle öne çıkan yazar, eğitmen ve profesyonel koç Bilge Öztoplu ile keyifli bir röportaj yaptık… Bilge Hanım sorularımızı içtenlikle yanıtladı…

 Bilge Öztoplu kimdir? Yazar, Eğitmen, Erickson Profesyonel Koç ve İlişkiler Koçu, NLP Practitioner, Robin Sharma LWT Ünvansız Lider Fasilitatörü, Genos Duygusal Zeka Uygulayıcısı gibi pek çok ünvanınız var. Bunlardan bahseder misiniz?

Yaşam yolculuğunu kendini tanıma ve iyi bir insan olma üzerine yapılandırırken, öğrendikleriyle özgün sentezini yaratmaya çalışan sade bir insanım.

Üniversiteden sonra, 23 yıl yurt içi ve yurt dışında olmak üzere uluslararası zincir otelcilik sektöründe satış – pazarlama, market analist, rezervasyon ve gelirler müdürlüğü yaptım. Emekliliğim sonrası, Uluslararası Koçluk Federasyonu’na bağlı Erickson Coaching International’dan; Profesyonel Koçluk Eğitimi, İlişki Koçluğu ve NLP Practitioner eğitimlerimi tamamladım.

2012 yılından beri her alanda koçluk çalışmalarına devam ederken, kariyerime kurumsal alanlarda da eğitim vermek üzere Robin Sharma’nın Türkiye LWT Unvansız Lider Fasilitatörlüğü’nü, GENOS Duygusal Zeka Uygulayıcılık, ve M.E.B onaylı eğitmenlik eğitimlerini aldım.

Yine de merak edenler www.bilgeoztoplu.com sayfasından hakkımda daha detaylı bilgiye ulaşabilirler.

Yazar kimliğiniz de öne çıkıyor, bugüne kadar yazdığınız kitaplardan bahseder misiniz?

Çalışmalarıma 2015 yılında kitaplarımla devam ettim. İlk yazdığım kitap “İlişkiler Okulu”ydu. Karşı cins üzerinden kendimizi tanıma yolculuğuna dair bir kitap olan İlişkiler Okulu ile ilişki ihtiyacına ve ilişki sorunlarına analitik bir şekilde katkı sunmaya çalıştım. Aynı zamanda kitabın ilk iki baskısının gelirinin bir bölümü sosyal projeler yapan derneklere de bağışlandı.

Ancak kitapta yer alan konuyu biraz açmak isterim; İnsanın kendini tanıma yolculuğu en hızlı yatay ilişkiler üzerinden olmaktadır. Ailemiz, işyerimiz dikey-hiyerarşik ilişkidir. Burada kendimizi tanımak zordur. Ne zaman ki çocukluktan itibaren yaşamsal öğrendiğimiz tüm şeyleri sınama, anlama, test etme ortamına geçersek beklentilerimizin, beğenilme, değer görme, sevilme, sevme ihtiyaçlarımızı anlamaya da başlarız. Bunun özellikle çatışmalardan iz sürerek fark edip ilişkilerimizi yönetebilme becerimizi arttırmak isteğimizle  de yakından ilgisi vardır.

Bu konuda esneme becerisinin önemi fazladır. Çünkü hayatımıza girenlerin ruhsal tekamülümüz için bize bizdeki gölgeleri fark ettirdiğini ve dönüp onları düzelttiğimizde de karşı tarafın da düzeldiğini fark edebiliriz. Kitapta yer alan, “Bir şeyin farkında değilsek zıt kişileri ve sevmediğimiz olayları, o şeyin ne olduğunu fark edip dönüştürürsek benzer kişileri ve sevdiğimiz olayları çekeriz” cümlesi olumsuz duygularımızın bize ne söylemeye çalıştığını anlamamıza yardımcı olacaktır.

Bir diğer en önemli konu ise ilişkilerde olmasını istediğiniz değerlerle karşınızdaki kişinin değerlerinin ortak noktada buluşabilmesidir. Bu konuyla ilgili detaylara da kitabımda fazlasıyla yer verdim.

İkinci kitabım “Mutluluk Bilgeliği”ni İzmir Dikili’de bulunan Bademler Köyü’ndeki Mehmet Ertuğrul Deniz Ongun Ortaokulu’ndan 14 köy çocuğuyla birlikte büyükler için yazdım. Kitapla birlikte, çocukların okuluna büyük bir kitap kampanyası desteği oldu ve aynı zamanda okulun Türkçe sınıfına babamın adına bir kütüphane kazandırdık

IMG_12341

Kitabı yazdığınız süreçte neler yaşadınız?

İkinci kitabım üzerinde çalışmaya başlamıştım. Bir öğretiyi yaşama geçirmeye çalışıyor ve kendi dilimden herkesin faydalanmasını istiyordum. Bir gün Ankara Kitap Fuarı’ndan dönerken cep telefonuma bir mesaj düştü. Soma Maden Ocağı’nda yakınlarını kaybedenler için düzenlediğimiz yardım kampanyamızı duyan Mehmet Ertuğrul Deniz Ongun Ortaokulu’nun Türkçe öğretmeni beni Dikili’ye söyleşi için davet etti. Okulda bu harika sınıfın öğrencileriyle tanıştım. Yazıya ilgisi olan ve yetenekli 14 çocuğa kitabın içinde yer vermeye karar verdim. Koçluk bakış açısı ile sorular sorup, büyüklerin olaylara bakış açısına karşı orta okul öğrencilerinin yaşamsal sorunlara ve kavramlara yaklaşımlarının güzelliğini bir film kurgusuyla yazdım. Muhteşem bir kitap çıktı ortaya… Okulun bahçesinde 14 öğrencimizle, tüm köy halkı, muhtar, belediye başkan yardımcısı, öğretmenlerle büyük bir imza günü yaptık. Çocuklarımız  artık geleceğin 14 yazarı olma yolundalar. Onlar bizim gurur kelebeklerimiz! Kitapla ilgili süreci Bilge Öztoplu isimli Youtube kanalımdan izleyebilirsiniz…

Erkeklerle mi kadınlarla mı çalışmak daha zor? Bu tür eğitimlere erkekler de sıcak bakıyor mu?

Kadınlar olayları birçok bakış açısıyla değerlendirirken, erkekler daha net ve tek bakış açısıyla yorumluyor. İsteklilik açısından soruyorsanız kadınlar çözmekten yana daha çok istekliler. Çünkü ilişkiyi yönetemediklerinde duygusal olarak daha çabuk etkilenen oldukları için beklentileri yerine gelmeyince de çözüm aramaya çalışıyorlar.  Ama genelde ilişki koçluğu seanslarıma ilişkide çözüm arayan kişiler geliyor. Kişi, kendisinde geleceğe bakarak değiştirmek ve dönüştürmek istediklerini yine sürdürebilinir ilişki geleceğine taşıyarak başardığında bu diğer kişiye yansıyor. NLP de bir kural vardır; X değişirse Y de değişir…

iliskiler_okulu

 Sizce ideal kadın ve erkek ilişkisi nasıl olmalı?

O kadar önemli ki bu “nasıl” sorusu… İnsanın önce kendini tanıması lazım. İlişki değerlerimizi, yaşamsal değerlerimizi bilmemiz lazım. “Bir ilişkide ne arıyoruz?” sorusunun cevabı herkese göre değişir. Karşı cinsimizle ortak değeri başta yaratabiliyorken, ilişki ilerlediğinde ortak değerlerde eksilme oluyorsa bunu konuşarak yapılandırmak gerek. Geçmişin güzel anlarında var edilebilen değerleri yeniden var edebilmek için içtenlik, samimiyet, özgüven, duyguların açık ifadesi gibi dinamiklerle ilerlenmeli.  Kısacası ilişkiler rol yapmadan yaşanmalı…

Kendilik değeri yüksek olan bireylerin başkalık değeri de yüksek olur. Bunun için benlik saygısının geliştirilmesi çok anlamlıdır.

Yine kitapta anlattığım bağlanma sorunlarımızı iyi analiz etmeliyiz. İlişkide yaşadığımız sorunların temelinde ebeveynlerimizle geliştirdiğimiz güvenli, güvensiz, kaygılı, çekingen, saplantılı bağlanma sorunlarımızın yansımalarını görebiliriz.

Diğer önemli faktör ise beklentilerimizdir. Beklentinin olduğu yerde psikolojik ihtiyaçlar da söz konusudur. Unutmamak gerekir ki, ikilikler ihtiyaçtan, sevgi birlikten doğar…

Sözün kısacası, her ilişki kendimizde farketmediğimiz yönlerimizi bulmak için en iyi fırsattır. Çünkü hepimiz manavdan yarım elma yerine tam elmayı tercih ederiz. Biz yarım isek bizi yarımlar alır, tam isek bizi seçenler de tamdır ya da kendini tamamlama yolculuğundadır. “Diğer yarımı arıyorum” sözü benim için anlamsızdır.

İlişkilerde erkeğin veya kadının ekonomik durumu ilişkiyi nasıl etkiler? Bugüne kadar bu konularda nasıl gözlemlerde bulundunuz?

Bireyin ilişki değerleri arasında ekonomik değeri olabilir, normaldir. Diğer değerlerin önem derecesine göre bunun hangi sırada olduğu önemlidir. En başta bu değeri varsa karşı cinsini buna göre seçer. Ancak diğer değerleri de duymak lazım. Birey güven, huzur, mutluluk da arıyorsa ve bunu ortak değerlerde de yaşayabiliyorsa ekonomisi bozulan karşı cinsini tolere edebilir. Burada önemli olan en başta bu değerini ve beklentilerini açık açık ifadesi ile ilişki başlangıcında bunu alıp alamayacağını anlamasıdır.

“Ben ilişkiyi bir kurayım, beğendiğim kişiyi elde edeyim sonra bu konuyu nasıl olsa hallederim” anlayışı ise güvensiz ilişkilerin temelini atar.

İlişkilerde çiftlerin birbirine sıklıkla rol yaptığını düşünüyor musunuz? İlişkilerde dürüstlük ne kadar önemli?

Esas sorun burada… Bireyin değer görme, beğenilme, onaylanma, sevme ve sevilme ihtiyacının farkedilmeden bunların tatminini dışarıdan transfer etme çabası farklı rollerle davranışlara yansıyabiliyor. Birçok kimliğimiz var ve karıştırabiliyoruz. Örneğin birey karşı cinsini olduğu görmek yerine onu görmek istediği anlama taşıyor ve o anlam tarafından bu ihtiyacını gidermek istiyor. Olan kişiyi bırakıyor o anlamı kazanacak davranışlarda bulunup gerçek duygularını itiraf etmekten kaçıyor. Kaybetme korkusu ile kendisinin yarattığı ilişkinin illüzyonuna dalıyor. Ve diğer kişinin gerçek benliğini görünce sevgisi öfkeye dönüşüyor. Oysa o kişi en baştan beri hep aynıydı. Birey ise anlama bağımlı hale gelmişti. Burada söz konusu olan; kişinin arayışının kendi ihtiyaçlarının giderilmesi temelinde olup, bunun transferi gerçekleşmediğinde anlama bağlanışının onu hayal kırıklığına uğratmasıdır.

İşte tam da bu yüzden, bağlı mısınız yoksa bağımlı mısınız? Sık sık bu soruyu sorun kendinize… Sorununu doğru cevabı ise; “Kişiye değil, ilişkiye değil, sadece ve sadece ilişkinin bize sunduklarına bağlanmalıyız”şeklinde olmalıdır.

Bir örnekle açıklayabilir misiniz?

Tabii, gözünüzün önüne bir kayısı getirin. Lütfen kayısının ilk çağla halini düşünün. Dışı ince içi sert büyük çekirdektir. Onu dişleyemezsiniz, ağzınızda kekremsi bir tat bırakır. Çağla kocaman bir kayısı olduğunda onu sulu sulu ısırırsınız, çünkü içindeki çekirdek küçülmüştür tıpkı benliğimiz gibi… İşte ilişkiler de böyledir. Çekirdeğinizi, iç benliğinizi geniş tutun. Orası tam ve bütündür aynı zamanda başkalarına göre de şekil almaz. Bu anlamda başkalarının sizi dişlemesi çok zor olur.

İlişkilerde çiftlerin birbirlerini olduğu gibi kabul etmektense değiştirmeye çalışmaları ne gibi sonuçlara yol açıyor?

Birey hazır olmadığı sürece değişmiş görünebilir ama aslında mümkün değildir. Değişim şarttır ama bu dışarıdan değil içeriden gönüllü olarak yapılır. Bana göre bireyin kendilik değerinde ve benlik saygısında sorunları varsa bunu kaybetmemek için ya da ilişkiyi öyle veya böyle sürdürmek, toplum içindeki statüsünü kaybetmek istememek gibi nedenlerle ilişki bitirilmez. Dolayısıyla ilişki daha da zarar görür ve ileride daha büyük sorunlar yaratır.  Evet, sorunun çözülmesi için bir çare aranıyorsa bireylerin sorunu farketmesi, duygusunu analiz etmesi, nedenini bulması, bakış açısını değiştirmesi ve çözümü bunu davranışlarıyla da yansıtması en doğru yoldur.

Röportaj : A. Evren Babayiği

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.