Erkeğin Eşini Savunması

T.C. Erzincan Valiliği, Milli Eğitim İnzibat Meclisi

Karar tarihi: 1.6.1964

Toplantıda bulunanlar: Vali, Milli Eğitim Müdürü, Vilayet daimî Encümeni, Lise müdürü, Teftiş Şefi, İlkokul Öğretmeni

Suçlu: Tanyeri nahiyesine bağlı Avcılar köyü okulu müdürü Ali Haydar ÖZTOPLU

Suç Konusu: Okul öğrencilerini diğer öğretmeni saymamaya teşvik etmek, evinin köpeği Coni’yi okulda daimî olarak yatırmak, köyde hanımını açık gezdirmek, bulunduğu köyde nifak yaratmak.

Karar özeti; Şahısın ikilik yaratması hesabıyla o köyden başka bir köye nakli

Karar: İl dahilinde mecbur yer değiştirilmesinden önce, beş gün içinde savunma alınmasına…

 

O yıllarda Yirmi dört yaşında genç bir öğretmenin, ikinci çocuğu olarak altı aylık bebeğim ve babamın yirmi dört yaşında bu iftiralara olan cevabını okuyorum. Köy enstitüleri 1954 yılında kapandığında kendisi on dört yaşındaydı. Genç öğretmenleri dinlemiş ve izlerini sürmüştü. Seçmeli dersleri kitap ve defter ciltleme konusunda uzmanlaşmış, edebiyat dilinde özenli, yazıları kalemi yan kullanışından dolayı inci gibiydi. Üslubunda özgünlüğünü tuttuğu günlüklerden, notlarından okuyorduk. Şu an bile o defterlerden okuyarak ders verebilirsiniz. Düzenli, detaylı ve öğrencilerin iyi öğrenmesine yönelik anlatım diliyle…

Elimde evrakların telgrafla gönderilen postane alım belgeleri zımba yerine toplu iğneyle tutturulmuş. Elli dört yıl sonra ilk defa buluyorum bunları sandıktan. Elim farkında olmadan toplu iğneye gidiyor, sağ üst köşeleri rahat okumak için iğneyi çekiyorum, çıkmıyor. Paslanmış ama işini sonuna kadar yapmış. “İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batır” deriz ama, kendimize batırdığımız iğnenin paslısına nasıl katlanırız onu da hiç bilmeden iğneyi zorlayarak çıkarabildim.

Uzun süre iğneyi elimde tuttum. Antika olmuş desem doğrudur. Mum olsa erirdi bakışımdan. Erimedi, paslarını elime bırakıp parladı gözlerime.

-Babama iftira atılmış ha, vay be!  Onlar ne derse desin bakalım babam ne demiş esas o önemli.

Sayfaların parçalanmaya hazır kat yerlerini hırpalamadan açıyorum. Heyecanlıyım. Babam benim için bir SOKRATES gibi savunmalıydı kendisini. O hep yeniliklerin adamıydı onu güçlü kılan ilkelerinin ne olduğunu (ben altı aylıkken) şimdi öğrenebilirdim.

Elimin titrediğini fark ettim. Ya babam kendini savunamamışsa?

Yirmi beş yaşımda ki oğlum işten geliyor…Hem okuyup hem de çalışıyor. Çok yorgun. Malum ülke de iş sıkıntısı var gençler suskun. İsyanın içine, gitarında yeni şeyler besteleyememenin, zamansızlığın, eğitim sisteminin içine her daim kızgınlığını saydırıyor. Teslim oluyor yaşadıklarına.

Kendimin yirmi beş yaşı geliyor aklıma… Üniversite sonrası bir otelde çalışıyordum. Resepsiyona yeni başlamıştım. Yeni sistem kurmaya çalışıyordum yanlış giden şeyler için. Patronun benim yanıma gelip; “kızım yeni şeyler yaratma, olanı taklit et yeter” demesi ile hayatımın ilk tehdidini alıp iş hayatımda tam bir kopyalanmış maymun olmuştum.

Babam, oğlum ve benim o yaşlarımız…. Yirmi dört yaşında genç bir öğretmenin Sokrates gibi çok uzun savunmasının hepsini yazmayacağım.  Ancak bir bölüm var ki yüzüme yediğim tokatlar gecemi bölüyor…

Siyah mürekkepli dolma kalemle günlerce düşünüp özenli cümlelerle yazmış.

“3-Şikayetçi Muhtar okulun idari ve öğrenci işlerine karışmakta, hatta öğrenci velileriyle anlaşarak okul çağında ki kız öğrencilerini okuldan alıkoymak için nişanlılık gibi bir mazeretle 12 yaşında ki okuma çağında bulunan öğrencilerin devamsızlıklarına sebep olmaktadır. Bu durum resmi evraklarla tespit edilip gerekli yerlere bildirilmiştir. İftiralara karşı duruşum nedeniyle korkan Muhtarın barışma isteğini de ekliyorum. Bu iftira muhtar ve akrabaları tarafından yeniliklere karşı direnen bir kitlenin oyunudur.

4-Vazifeme müşfik bir öğretmen olarak devam ediyorum. Bu köyde kanunlara uyarak, Devrimlere ve Atatürk ilkeleri ışığı altında çalışmaktan sorumlu bir öğretmenim. Vazife emrini Muhtardan alacak değilim!

5-Köyde eşimin açık gezdirilmesi ile ne kast ediliyor? Benim hanımımı söz konusu etmek gibi hususi hayatımızın söz konusu edilmesi üzüntümü arttırmıştır. Eşimi açık gezdirmek gibi tecavüz vari cümleler kullanarak yüksek meclisinizin bu gibi hususi hayatımı kaale alması celbi dikkattir. Ben muhtarın hanımı gibi, köylülerin hanımı gibi çarşaf ve şalvar ile mi eşimi gezdireyim? Bu nasıl bir anlayış? Bugün medeniyetten söz konusu ediyorsak tepeden tırnağa kadar medeni olmamız lazım değil midir? Eşimi bugün normal kıyafetlerle gezdirmek devrimlere sadakattir…  

6-Kendimi medeni bir insan olarak, bir af eden olarak işi Adli Mercilere intikal ettiriyorum. Köyde eşimin açık sayılması ile ne kast ediliyor? İspatlamayanlara mahkeme huzurunda hesap soracağım. Eşimin hiçbir köylü kızına ve hanımına fenalığı yoktur. Temiz ev hanımı olarak isteğine uygun gezdirmekteyim.”

….

Toplu iğneyi çıkardığım ilk delik ile ucunu çıkardığım ikinci delik arasında oyalanırken, kevgir gibi olan varlığımdan ince ince akıyor düşünceler.

Babamı başka köye tayin ediyorlar. Köylü tatmin olmuyor. Savunması karşısında büyük ceza almasını bekliyorlar, olmuyor. Babam köpeğimiz dahil beşimizi de alıp gitme hazırlığı yaparken bir kişi eksiliyor.

Köylüler, sürdürdükleri Öğretmen daha çok acı çeksin diye, ailemizin biricik sevgilisi Coni’yi zehirliyorlar. Dişi Coni açık saçık gezmiyordu, makyaj yapmıyordu sadece evde bebek nedeniyle soğuktan korunması için okulun içinde uyuyordu. Suçu buydu. Ölümü ev halkını yasa boğuyor. Babam kız çocuklarının okuması için mücadelesinden, annem özgürlüğünden, abim hayvan sevgisinden, altı aylık ben de hastalanmayayım diye Coni’nin ölümünden dolayı bedelleri ödüyoruz.

Cumhuriyet döneminin öğretmeni yobaz bir köyde ağalara cehalete karşı uğraşırken, Kız çocuklarını tek tek evden topluyor, Atatürk büstünü, İstiklal marşını kendisine nefer yapıyor. Köylünün sapkınlık saydığı şeyleri kendi yaşam tarzıyla da çekinmeden uyguluyor. Ve bunu yirmi dört yaşında yapıyor…Kendisini eşini, değerlerini, ilkelerini savunuyor. Evet 24 yaşında!

Gece 01.30 kapı çalıyor. Oğlum dili dışarda yorgun bir şekilde içeri giriyor. Yemek hazır mı? Evet. Yiyip yatıyor. Ağır işçi bir boğanın mücadelesinde sabaha hazırlanıyor… Aynı tempo… Bense bu düzende gelene kabul verip gözlemci olmaya devam eden büyümüş bir maymun.

Babam, karısına kızına özgürlük vermiş, bunun için savaşmış geri adım atmamış yenilik savaşçısı. Cumhuriyetin yılmaz bekçisi.

“Sapkınlık yenilikten korkanlar içindir” demişti bir gün.

6.Mayıs 1972…babam otuz iki yaşında, antika radyomuzun başına yığılıyor. Zor nefes alarak bağırıyor

-Gitti çocuklar, gittiler. Ah! Ah! Kimse engelleyemedi, Gitti bizim çocuklar, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını astılar!

Acısında boğulduk. Okyanuslar mavi değilmiş. Karardık. O kıpkırmızı gözlerle ertesi gün ev gelirine destek olmak için yine özel ders vermeye gitti. Yanında ayakları kokmasın diye yedek makosini…Dönerken de gözyaşlarını tutamamış. Eve gelip bahçemizde ki gül fidanlarına daha çok su verdi. Üç güle uzun uzun baktı. Asanları, cahil anlayışı, özgür düşüncelere karşı çıkanları dar ağacına çekti.

Tam elli gün sonra sonra hayatında ilk defa denize girdi, kumda güneşlendi 3 saat sonra Gümüldür’ün virajlı yolunda bir trafik kazasında o denizlerin, biz ise hayatın peşinden gittik.

 

Bilge Öztoplu
Profesyonel Koç, NLP Practitioner

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.